Zamanın En Adil Çizgisi. Yaşlılık Bir Kader mi, Yoksa Bir Başarı mı?

Sokakta yürürken vitrin camındaki yansımanıza bakıp, göz kenarlarınızdaki o ince çizgileri ilk fark ettiğiniz anı hatırlıyor musunuz? Ya da dizlerinizden ilk defa "ben buradayım" sesi geldiği o sabahı? O an içimizden genellikle hep aynı soru geçer: Kaçınılmaz son yaklaşıyor mu? Yaşlanmak gerçekten bir kader mi?

Biyolojik olarak bakarsanız, evet. Doğuyoruz, büyüyoruz ve evrenin en temel yasası olan entropiye boyun eğiyoruz. Hücrelerimiz bölünüyor, telomerlerimiz kısalıyor ve zaman, akıp giden bir kum saati gibi gövdemizde izler bırakıyor. Bu açıdan bakıldığında yaşlanmak, yerçekimi kadar mutlak bir kader.

Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var.

Bugün tıp dünyası ve modern felsefe, yaşlılığa artık "kader" diyerek boyun eğmiyor. Eskiden 60 yaş "yolun sonu" gibi görünürken, bugün 80’lerinde maraton koşan, yeni bir dil öğrenen ya da üniversite sıralarına geri dönen insanları hayranlıkla izliyoruz.

Demek ki yaşlanmanın hızı, kalitesi ve ruhu bizim elimizde. Genetik mirasımız bize bir oyun hamuru veriyor olabilir; ama ona şekil veren tamamen bizim yaşam tarzımız, zihniyetimiz ve hayata tutunma arzumuzdur. Düzenli bir yürüyüş, sofradan biraz aç kalkmak, her gün yeni bir bilgiye merak duymak ve en önemlisi "içindeki çocuğu" emekli etmemek... İşte bunlar, o kaçınılmaz kaderin senaryosunu yeniden yazma gücüdür.

Toplum olarak yaşlılığı hep bir "kayıp" dönemi olarak kodladık:

  • Gençliğin kaybı,

  • Güzelliğin kaybı,

  • Gücün kaybı...

Oysa yaşlılık bir eksilme değil, aksine bir artma dönemidir. Hayatı sadece siyah ve beyaz olarak görmekten vazgeçip, grinin tüm tonlarını fark ettiğimiz bir bilgelik aşamasıdır. Gençken dünyayı değiştirmek istersiniz; yaşlandığınızda ise dünyayı anlamaya başlarsınız. Hangisi daha kıymetli?

Her kırışıklık, kazanılmış bir savaşın, dökülmüş bir gözyaşının ya da kahkahalarla geçen bir yaz gecesinin faturasıdır. Yüzümüzdeki çizgiler, hayatın üzerimize yazdığı hikayelerdir ve hikayesi olan her insan güzeldir.

Yaşlanmak bir kaderdir, evet. Zamanı durdurmaya ne laboratuvardaki krem tüpleri yeter ne de estetik cerrahinin sihirli dokunuşları.

Ama nasıl yaşlanacağınız tamamen sizin eserinizdir. Önemli olan hayata sadece yıllar eklemek değil, o yıllara hayat katabilmektir. Aynadaki o beyaz tellere ve çizgilere düşman gibi değil, sadık birer dost gibi bakın. Onlar sizin pes etmediğinizin, yaşadığınızın ve bu dünyadan iz bırakarak geçtiğinizin en dürüst kanıtlarıdır.

Çünkü yaşlanmak, sadece şanslı insanların erişebildiği muazzam bir ayrıcalıktır.

YORUM EKLE