Eski zaman bilgeleri insanın değerini erdemle, ahlakla, geride bıraktığı hoş bir sada ile ölçerdi. Şimdilerde ise bir insanın "ederi", cüzdanının şişkinliğiyle, banka hesaplarındaki sıfırların sayısıyla ölçülüyor. İnsanlık, tarihinin en büyük illüzyonunu yaşıyor: Para kazanmak için her yolun mübah sayıldığı, insanın değerini yitirip metalaştığı vahşi bir çağın tam ortasındayız.
Her şeyin satılık olduğu bir dünyada, insanın ucuzlaması belki de kaçınılmazdı. Ancak bu çürümenin en ağır, en tahammül edilemez darbesi, insanlığın son sığınağı olması gereken yere, yani adalet sistemine vuruldu.
Bugün sokaktaki herhangi bir insana sorun: "Adalet nedir?" Size hak, hukuk, eşitlik diyecektir. Ama "Adalet nasıl işler?" diye sorduğunuzda alacağınız cevap tektir: "Paran varsa işler."
Teoride herkes kanun önünde eşittir. Pratikte ise adalet mekanizması, arkasına devasa bir "avukatlık endüstrisini" alarak sadece parası olanın döndürebildiği bir çarka dönüşmüştür. Haklı olmak yetmiyor; haklılığınızı "satın alacak" gücünüzün olması gerekiyor. En iyi savunmayı en yüksek meblağı ödeyenin aldığı bir sistemde, terazinin bir kefesine adalet, diğer kefesine para konmuştur. Ve ne yazık ki, o terazi her zaman paranın olduğu yöne doğru eğilmektedir.
Bu durum, adalet sistemini usulca bir tekele, deyim yerindeyse yasal bir "mafyaya" dönüştürmüştür. Avukatlık sistemi, adalete giden yollara barikatlar kurmuş; parası olmayanın sesini duyuramadığı, hakkını ararken borç bataklığına saplandığı bir kapalı devre mekanizma yaratmıştır. Adalet, cübbelerin arkasına gizlenmiş bir ticaret kapısı, bir lüks tüketim maddesi haline gelmiştir.
Soruyoruz şimdi: Paranın gücüyle işleyen bir adalet, gerçekten adalet olabilir mi?
Bir toplumda suçlu ile suçsuz arasındaki farkı vicdan ve deliller değil de, tutulan avukatın kaşesi belirliyorsa, o sistem çökmüş demektir. Hak, parayla alınıp satılabilen bir meta haline geldiyse, o adalet doğru adalet olamaz. Olsa olsa güçlülerin zayıfları ezmek için kullandığı yasal bir kılıf olur.
İnsanın değerini parayla ölçen bu sistem, kendi adaletini de paraya endeksleyerek aslında kendi sonunu hazırlıyor. Çünkü iyi bilinmelidir ki; paranın satın alamayacağı tek bir şey kalmadığında, o toplumda ne güven kalır, ne de geleceğe dair bir umut.
Cübbelerin cepleri yoktur derler; ama ne yazık ki bugün adalet sistemi, o ceplerin ne kadar dolduğuyla ilgilenen koca bir holdinge dönüşmüştür. Ve bu gidişat durdurulmadıkça, insanlık paradan puldan daha değerli olan o büyük hazinesini, "vicdanını" tamamen kaybedecektir.
