Bir zamanlar meydanlarda bir slogan yankılanırdı:
“Amerika katil!”
Bu sloganı atanlar genellikle solculardı.
Biz sağcılar ise öfkeyle karşılık verirdik. “Bunlar komünist”, “bunlar ideolojik”, “bunlar müslüman düşmanı” der, dudak bükerdik. Hatta çoğu zaman küçümserdik.
Çünkü bize anlatılan hikâye başkaydı.
Amerika özgür dünyanın lideriydi. NATO müttefikiydi. Sovyetlere karşı duran büyük güçtü. Dünyaya demokrasi götüren devletti. En azından bize böyle anlatıldı.
Ama zaman geçti…
Ve gerçekler propaganda duvarlarını tek tek yıktı.
Irak’ta bir milyon insan öldü.
Afganistan yerle bir edildi.
Ortadoğu da haritalar cetvelle yeniden çizildi.
Milyonlarca insan mülteci oldu.
Ve bugün Gazze’de dünyanın gözü önünde bir halk yok edilirken, “özgür dünyanın lideri” denilen ülke katliamın en büyük destekçisi olarak sahnede durdu.
Şimdi dürüst olalım.
Bugün Türkiye’de sokaktaki milliyetçi de, muhafazakâr da, dindar da aynı cümleyi kuruyor:
“Amerika katil”
Dün bu cümleyi kuranlara kızıyorduk.
Bugün aynı öfkeyi biz taşıyoruz.
Tarih bazen insanı utandırır.
Yıllarca solun anti-emperyalizm söylemiyle dalga geçtik. “Bunlar ideolojik ve boş konuşuyor” dedik.
Oysa mesele ideoloji değilmiş. Mesele çıplak gerçekmiş.
Bugün Irak’ın mezarlıkları,
Afganistan’ın harabeleri,
Suriye’nin parçalanmış şehirleri ve Gazze’nin enkazı bize aynı şeyi söylüyor: Emperyalizm bir slogan değil, bir gerçektir ve Amerika katildir.
Bu yüzden bugün meydanlarda sadece solcular değil; milliyetçiler de, muhafazakârlar da Amerika’ya öfke kusuyor.
Belki de Türkiye’de sağ ve sol ilk defa aynı gerçekle yüzleşiyor.
Ve insan bazen istemese de şu cümleyi kurmak zorunda kalıyor:
Evet…
Bu konuda solcular bizden elli yıl önce uyanmış ve bu konuda bizden elli yıl öndelermiş.
Biz ise gerçeği görmek için yarım asır beklemişiz.
Tarihin ironisi tam da burada başlıyor.
