İran Düşerse Türkiye Düşer: Orta Doğu’da Yeni Bir Haçlı Seferi

Orta Doğu’nun kadim toprakları bir kez daha barut kokusuyla, stratejik hesaplarla ve ne yazık ki modern bir "barbarlıkla" karşı karşıya. İsrail ve ABD’nin İran üzerindeki emellerini sadece askeri bir operasyon olarak okumak, yaklaşan tehlikenin büyüklüğünü kavramamak demektir. Bugün bölgede tanık olduğumuz şey, diplomatik kılıflara uydurulmuş bir vandallıktan başka bir şey değildir.

Devlet Geleneği ve Domino Etkisi

Bu coğrafyada devlet kurma ve yaşatma geleneği en köklü olan iki aktör vardır: Türkiye ve İran. Tarihsel perspektiften baktığımızda, bu iki sütundan birinin sarsılması, diğerinin doğrudan hedef haline gelmesi demektir. Açık konuşalım; İran’ın çöküşü, bölgesel bir boşluk değil, Türkiye’nin güvenliğinin doğrudan darbe almasıdır. Jeopolitik bir gerçeklik olarak şunu not düşmek gerekir: İran düşerse, bir sonraki durak Türkiye olacaktır.

3. Haçlı Savaşı ve Saf Tutma Zorunluluğu

Şu an yaşanılan süreci, modern çağın 3. Haçlı Savaşı olarak nitelendirmekte hiçbir beis görmüyorum. Siyonizmin ve ona koşulsuz hizmet eden Batılı güçlerin yanında saf tutmak ya da yaşanan bu yıkıma sessiz kalmak, sadece bugüne değil, bu coğrafyanın geleceğine ve tarihine ihanettir.

Bu, sadece bir inanç meselesi de değildir. Bu, bir varoluş ve haysiyet meselesidir.

Kimliğin Ötesinde Bir Direniş

Şahsi duruşumu da en net haliyle ifade etmem gerekiyor: Ben ateist biriyim. Ancak mesele bu toprakların bağımsızlığı ve emperyalizme karşı duruşu olduğunda, tereddütsüz bir şekilde İslam dünyasının ve mazlumların yanındayım. Düşman net, hedef net, saldırı yöntemleri barizdir.

Böyle bir savaşta dini inançlar değil, bölgesel dayanışma ve emperyalizme karşı tek vücut olma bilinci belirleyicidir. Safım belli, vicdanım rahat. Bu topraklarda yaşayan herkesi, ideolojik farklılıklarını bir kenara bırakıp bu "modern barbarlığa" karşı uyanık olmaya davet ediyorum.

YORUM EKLE