Hayat her zaman dümdüz bir otobanda son sürat gitmekten ibaret değil. Bazen öyle bir viraj alırsınız ki kendinizi bir anda şarampolde, kelimenin tam anlamıyla "zor durumda" bulursunuz. İşte insan ilişkilerinin, dostluğun ve sahteliğin turnusol kağıdı tam da bu anlarda devreye girer. Ancak eskilerin kulaklara küpe olması gereken, sert ama muazzam dürüst bir sözü vardır:
İlk duyuşta biraz amiyane, hatta fazla pesimist gelebilir. Ama dürüst olalım; hangimiz hayatımızın bir döneminde bu acı gerçekle yüzleşmedik?
Bir insan ne zaman zayıf düşse, etrafında aniden beliren o "akıl hocaları" ordusunun niyetini hiç incelediniz mi? Çoğu zaman amaç size yardım etmek, sizi o düştüğünüz kuyudan çıkarmak değildir. Asıl amaç, sizin çaresizliğiniz üzerinden kendi hayatlarının ne kadar "yolunda" olduğunu kanıtlamak, yani tabiri caizse ego tazelemektir.
Siz yangını söndürmeye çalışırken, hayatında kibrit bile çakmamış birileri gelip size itfaiyecilik dersi vermeye kalkar. İşin kötüsü, bu tipler genellikle kendi hayatlarındaki devasa enkazları görmezden gelip, sizin küçük sarsıntılarınızda mimarlık oynamaya bayılırlar.
Peki, ne yapmalı? İnsanız; canımız yanacak, işlerimiz ters gidecek, bazen dibi göreceğiz. Ancak bunu yaşarken vitrine oynamanın, acıyı ulu orta yaşamanın bedeli ağırdır. Zor durumdayken duruşu bozmamak, bir nevi kalkan kuşanmaktır.
-
Sınırlarınızı korursunuz: Yaralarınızı herkese açmazsanız, kimseye oraya tuz basma fırsatı vermezsiniz.
-
Filtre uygularsınız: Gerçekten yanınızda olmak isteyenle, sadece "ne olmuş diye bakmaya gelen" meraklı kalabalığı birbirinden ayırırsınız.
-
Zaman kazanırsınız: Başkalarının gereksiz gürültüsünü (akıl vermelerini) dinlemek yerine, enerjinizi tamamen ayağa kalkmaya harcarsınız.
Bu hayatta düştüğümüz gibi kalkmasını da bilmek zorundayız. Düştüğümüz anı bir panayır yerine çevirip yoldan geçene malzeme vermek, yapılacak en büyük hatadır.
Eğer bir gün işler sarpa sararsa; yutkunun, derin bir nefes alın ve gerekirse acınızı sadece duvarlarla paylaşın. Üstünüzü başınızı silkeleyip ayağa kalkana kadar da o mağrur duruşunuzdan ödün vermeyin. Unutmayın, sizin fırtınanızla nasıl baş edeceğinizi, limana hiç uğramamış gemilerin kaptanları bilemez.
