Nasreddin Hoca bir gün heyecanla eve koşar ve hanımına:
"Hanım, hanım! Bugün bütün pazar yerinde beni konuştular!" der.
Meraklanan eşi sorar:
"Ne yaptın da herkes seni konuştu?"
Hoca'nın cevabı kısa ve ibretliktir:
"Pazarın orta yerine sıçtım."
Bu fıkra, Türk mizahının en sert siyasi derslerinden birini verir: Herkes tarafından konuşulmak, tek başına bir başarı değildir. Asıl mesele neden konuşulduğunuzdur. Takdir edilmekle alay edilmek, örnek gösterilmekle ibret gösterilmek arasında büyük bir fark vardır.
Bugün Türkiye'nin en çok konuşulan siyasetçilerinden biri yine Kemal Kılıçdaroğlu'dur. Ancak ortada cevap bekleyen basit bir soru vardır:
Kemal Kılıçdaroğlu neden konuşuluyor?
Bir başarı hikâyesi yazdığı için mi?
Türkiye'nin önüne güçlü bir vizyon koyduğu için mi?
Seçim kazandığı için mi?
Topluma umut verdiği için mi?
Yoksa yıllardır bitmeyen yenilgilerin, parti içi kavgaların, koltuk tartışmalarının ve siyasi krizlerin merkezinde olduğu için mi?
Gerçek şu ki, Türk siyaset tarihinde çok sayıda lider konuşulmuştur. Kimi ülkesine kazandırdıklarıyla, kimi reformlarıyla, kimi de milletin gönlünde bıraktığı izlerle...
Kemal Kılıçdaroğlu ise ne yazık ki daha çok kaybedilen seçimlerle, tükenmeyen liderlik tartışmalarıyla ve parti içindeki bitmeyen hesaplaşmalarla anılmaktadır.
Türk siyasi tarihinde hiçbir genel başkan bu kadar çok seçim kaybedip bu kadar uzun süre koltuğunu koruyamamıştır. Bu durum artık siyasi bir başarı hikâyesi değil, başlı başına bir siyaset bilimi vakası hâline gelmiştir.
Daha da önemlisi, toplumda Kılıçdaroğlu'na karşı oluşan güvensizlik duygusu her geçen gün daha görünür hâle gelmektedir.
Siyasette rakiplerinizi kızdırabilirsiniz, eleştirilebilirsiniz, hatta sert muhalefetle karşılaşabilirsiniz. Ancak seçmenin güvenini kaybettiğiniz noktada, konuşuluyor olmanız size güç değil yük getirir.
Bugün Türkiye'nin önemli bir bölümü Kılıçdaroğlu'nu konuşuyor. Fakat konuşulan şey yeni projeler, yeni fikirler ya da yeni umutlar değildir. Konuşulan şey; geçmişte yapılan hatalar, kaybedilen fırsatlar ve bir türlü kapanmayan siyasi hesaplaşmalardır.
Millet artık aynı filmi izlemekten yoruldu.
Aynı tartışmalar...
Aynı mazeretler...
Aynı iç kavgalar...
Aynı sonuçlar...
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey geçmişin yenilgilerini yeniden tartışan siyasetçiler değil, geleceği inşa edecek liderlerdir.
Çünkü siyaset manşetlerde yer kaplama sanatı değildir.
Siyaset sonuç üretme sanatıdır.
Siyaset konuşulmak değil, güven vermektir.
Siyaset koltuğu korumak değil, millete umut olmaktır.
Kemal Kılıçdaroğlu için bugün hâlâ "Türkiye onu konuşuyor" denilebilir.
Evet, konuşuyor.
Ama asıl soru şudur:
Millet onu takdir ederek mi konuşuyor, yoksa yıllardır süren siyasi başarısızlıkların sembolü hâline geldiği için mi?
İşte bu sorunun cevabı, bir siyasetçinin gerçek karnesidir.